Bornozlar ve Ben: Yıkama Programı Arasında Bir Anı
Bir Sabahın Sessizliği
Sabah erken saatlerde, Kayseri’nin o büyüleyici soğuk havası camlardan içeri süzüldü. Kışın soğuk günleri, evin içinde daha bir hissedilir olurdu. Benim için ev demek, bir çeşit güven alanı demekti. Burada her şeyim vardı: duygularım, korkularım, hayallerim ve belki de en çok; sabah kahvemi içerken başımı yasladığım yastığım.
Ama bu sabah, evde bir şey eksikti. Annemle telefonla konuşurken o kadar çok şey söyledi ki, bir türlü neyle ilgili olduğunu anlamadım. Tek duyduğum kelime, “Bornoz” oldu. Evet, doğru duydunuz. Bornozlar. Annem bana her zamanki gibi, annelik yapmayı sürdürüyordu ve başına gelen “Bornozları hangi programda yıkayacağımı” bana sormuştu. Ne kadar sıradan gibi görünsede, benim için o an aslında çok daha fazlasını ifade ediyordu.
Bornozlar… Bir evin, bir hayatın, bir anın simgesi. Duygularımızı tam olarak ifade edemediğimiz, bazen kırık dökük bir şekilde dökülürken, bazen de evin içindeki en sıcak, en rahat anlarımıza ev sahipliği yapan bir parça. O yüzden bu sabah, bornozları hangi programda yıkayacağımı düşündüm. Aslında bu kadar basit bir şeyin bile bana bir sürü duyguyu çağrıştırmasının nedenini bulmaya çalıştım.
Bir Kez Daha Evde Yalnız Hissetmek
Evet, kaybolmuş bir şekilde, yalnızca düşüncelerime dalmıştım. Kayseri’deki o soğuk sokakların, karla kaplanmış dağların yanı başında bir apartmanda yalnızdım. Her ne kadar arkadaşlarım olsa da, bir şey eksikti. Bir şeyin eksikliği her an sizi sarar; her dakika, her saniye.
Annemle konuştuktan sonra, odamda bir süre oturup bornozları düşünmeye başladım. Annemin sesindeki endişe, bornozların doğru yıkama programında olmaması konusunda duyduğu korku. Yıllardır her şeyin düzgün gitmesini isteyen bir kadın, bu kez tam olarak neyin yanlış olabileceğini dert ediyordu. Oysa ben, bu kadar küçük bir şeyin beni bu kadar derinden etkilemesini hiç beklemezdim.
Bir süre sonra, elime telefonumu aldım. Onun yerine, mutfağa gitmeye karar verdim. O bornozları doğru programda yıkamayı öğrenmeliydim. Ama neden bu kadar önemliydi? O kadar derin, o kadar sıradan bir soru haline gelmişti ki, sanki hayatımda yıllardır hiç durmaksızın düşünmeye başladığım o sorulardan biri gibiydi: “Bornozlar hangi programda yıkanır?”
Kaygılar ve Sorular
Sabahın ilerleyen saatlerinde, mutfakta çamaşır makinesinin yanında duruyordum. Çamaşır makinesi eskiydi, ama benim gibi duygusal bir insan için çok anlam taşıyan bir obje haline gelmişti. O makine, zamanında annemin sesini duyduğum, babamla birlikte öğle yemeklerini hazırladığım mutfak anılarının bir parçasıydı. Ama şimdi her şey değişmişti. Ben büyüdüm, Kayseri’de kendi başıma yaşadım, anılar başka bir şekilde şekillendi.
Telefonumun ekranını kaydırırken, “Bornozları hangi programda yıkayacağımı” yazmaya başladım. Hızla internete girdim, her türlü öneriye baktım. Pamuklu, hassas, narin… O kadar çok seçenek vardı ki, içinde boğulmak üzereydim. Ama bir yandan da bir soruya odaklanıyordum: Bu kadar detaylı bir iş, bu kadar küçük bir karar bile bana nasıl bu kadar ağır geliyordu?
Yine de, sabah kahvemi içerken ya da biraz önce annemin söylediklerini düşünürken bir şey fark ettim: Bu kadar detay, bana hayatın ne kadar yoğun, karışık olduğunu hatırlatıyordu. Bornozlar gibi basit şeyler bile, hayatta her şeyin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor gibiydi.
Bornozlar ve Ben
Sonunda, kararımı verdim. Pamuklu programda yıkamaya karar verdim. Ama bu kadar basit bir seçim, kendime dair bir şey daha fark etmemi sağladı. O kadar zorlanmamın nedeni, bir an önce her şeyi doğru yapma arzusuydu. Bu kadar fazla kaygı, sadece bornozları değil, hayatımı da etkiliyordu. Ne kadar mükemmel olmaya çalışsam da, aslında hiçbir şeyin mükemmel olmadığını kabul etmek zorundaydım. O an, mutfakta bornozları yıkamaya başlarken, içimde başka bir şey de dönmeye başladı: Bir umut. Hayatın karmaşık yapısına rağmen, insanın her şeyin doğru olması gerektiği fikriyle savaşmaya devam etmesi, aslında her şeye rağmen bir umut bırakıyordu.
Bornozlar Programda Yıkandı, Benim İçimdeki Kaygı Geçmedi
Çamaşır makinesinin motoru uğuldayarak çalışmaya başladı. Bornozlar, yavaşça dönerken, ben dışarıya, pencerenin kenarına odaklandım. Kar yağmaya başlamıştı. Kayseri’nin kışları, beni hep içine çekerdi. Her şey beyaza bürünür, dünya sessizleşirdi. İçimdeki kaygılar da bir şekilde öyle sessizleşti. Her şey, bembeyaz bir örtüyle kaplandı. Tıpkı bornozların o narin dokusu gibi. Ama bir yandan da, içimde daha büyük bir farkındalık vardı: Her şeyin yavaşça yoluna girmesi gerektiğini kabul etmeliydim.
Bornozlar hangi programda yıkanır? Bu basit soru, bana belki de her şeyin biraz daha sakin ve kontrollü olması gerektiğini hatırlatıyordu. O an, sadece bornozlar değil, hayatım da yavaşça doğru programda dönüyordu.
Sonuçta, Her Şey Bir Seçim
Bornozlar yıkandı. Annem de sonunda arayıp, her şeyin doğru olduğundan emin oldum dedi. Ama benim içimde, her şeyin nasıl bir dengeye oturduğunu fark ettim. Bornozların yıkama programı, belki de hayatın nasıl bir yola girmesi gerektiğini, hepimizin bir şekilde yanlış programlarla ilerlesek de sonunda doğru yere varacağımızı anlatıyordu. Bir karar, bir seçim… Her şeyin sonu aslında o an aldığımız kararlarla şekillenir.
Yavaşça yudumladım kahvemi. Bornozlar, hayatımdaki küçük ama önemli anlardan sadece biriydi. Ama belki de her küçük şey, bir bütünün parçasıydı.